Geçtiğimiz iki haftada piyasa için ana çerçeve daha net fakat aynı zamanda daha zor bir forma girdi. Şubat ÜFE’nin beklentinin belirgin üzerinde gelmesiyle maliyet baskısı yeniden gündemin merkezine yerleşirken, hemen ardından gelen Fed toplantısı bu tabloyu teyit etti. Faizler sabit kaldı ancak ton değişmedi. Büyümede aşağı yönlü riskler kabul edilirken, enflasyon konusunda henüz yeterli güven oluşmuş değil.
Bu durum piyasada son dönemde zaman zaman öne çıkan büyüme yavaşlıyor, o halde faizler rahatlar anlatısını zayıflatıyor. Çünkü büyüme zayıflarken maliyet baskısı çözülmüyorsa, finansal koşulların otomatik olarak gevşemesi zorlaşıyor.
Geçtiğimiz hafta veri akışı sınırlı olmasına rağmen fiyat davranışı bu yeni dengeyi oldukça net biçimde ortaya koydu. ABD 10 yıllık tahvil faizinin %4,40 üzerini test etmesi, dolar endeksinin 100 seviyesinin üzerinde kalması ve oynaklığın yüksek seyretmesi, piyasanın hala rahat bir dengeye geçemediğini gösteriyor.
Özellikle emtia tarafındaki hareketler bu değişimi daha görünür hale getiriyor. Altının geniş bantta hareket etmeye devam etmesi ve petrol fiyatlarının kısa sürede sert düşüş ve toparlanmalar üretmesi, piyasanın artık yalnızca fiyat seviyesini değil, fiyat oynaklığını da risk olarak gördüğünü gösteriyor. Bu tür hareketler şirketler açısından maliyet öngörülebilirliğini zorlaştırırken, marj görünürlüğünü de zayıflatıyor.
Bu nedenle bugün piyasada asıl belirleyici konu yalnızca büyüme ya da yalnızca enflasyon değil, bu iki sürecin aynı anda finansal koşullar üzerinden nasıl fiyatlandığı.
Bu çerçevede 30 Mart ile başlayan hafta önemli bir veri testine dönüşüyor.
Salı günü açıklanacak JOLTS açık iş sayısı, emek piyasasında talebin gerçekten zayıflayıp zayıflamadığını gösterecek. Çarşamba günü gelecek perakende satışlar ve ISM imalat PMI, büyümenin talep ve üretim tarafındaki hızını ortaya koyacak. Cuma günü ise tarım dışı istihdam ve işsizlik oranı, piyasanın en hassas olduğu dengeyi doğrudan test edecek.
Eğer veriler belirgin biçimde zayıf gelirse, piyasa kısa vadede büyüme tarafına odaklanarak bir miktar rahatlama alanı bulabilir. Ancak veri seti dirençli kalırsa, bu durumda maliyet baskısı ile birlikte daha zor bir denge oluşabilir.
Bu ortamda piyasa içi davranışta da önemli bir değişim gözleniyor. Seçicilik artık geçici bir tema olmaktan çıkıp daha kalıcı bir filtre haline geliyor. Yüksek faiz, güçlü dolar ve artan maliyet oynaklığı; nakit akışı zayıf, borçluluğu yüksek ve fiyatlama gücü sınırlı segmentleri daha kırılgan hale getirirken, bilanço kalitesi daha güçlü alanlar görece daha dirençli kalabiliyor.
Özetle, piyasa şu anda klasik bir risk-on / risk-off ayrımından çok daha farklı bir yerde. Daha çok yüksek faiz, yüksek maliyet oynaklığı ve parçalı risk iştahının birlikte çalıştığı bir denge söz konusu.
Şimdilik daha olası senaryo, piyasanın büyüme yavaşlaması ile maliyet baskısını aynı anda taşımaya devam ettiği ve bu nedenle ayrışmanın belirginleştiği bir çerçeve.
Premium bültende bu hafta ayrıca şu başlıkları detaylı inceliyoruz:
- ÜFE sonrası oluşan yeni makro patikanın piyasa üzerindeki etkileri
- Volatilite ve finansal koşulların değerleme üzerindeki rolü
- Veri haftasının bu yeni rejimi nasıl test edeceği
Herkese iyi haftalar!
