Geçtiğimiz hafta açıklanan veriler ve ardından gelen piyasa hareketleri, 2026 boyunca tartıştığımız temel makro çerçeveyi değiştirmedi fakat bu çerçeveyi daha kırılgan ve daha zor yönetilir hale getirdi. Özellikle Şubat ÜFE verisinin aylık %0,7 gelerek beklentinin belirgin üzerinde kalması, maliyet baskısının yalnızca teorik bir risk değil, somut bir veri haline geldiğini gösterdi.
Bu veri tek başına enflasyonun yeniden hızlanacağı anlamına gelmiyor. Ancak çekirdek PCE’de son haftalarda gördüğümüz inatçılığın önemli bir kısmının maliyet kanalından besleniyor olabileceğini düşündürüyor. Bu da piyasada bir süredir zaman zaman güçlenen büyüme yavaşlıyor, o halde faizler rahatlar anlatısını doğrudan zorlayan bir gelişme oldu.
Aynı hafta gelen Fed kararı ise beklendiği gibi politika faizini %3,75 seviyesinde sabit bıraktı. Fakat piyasa açısından belirleyici olan faiz kararının kendisi değil, Fed’in verdiği mesajdı. Genel ton, büyümede aşağı yönlü risklerin kabul edildiği fakat enflasyon tarafında henüz yeterli güvenin oluşmadığı bir çerçeveye işaret etti. Başka bir ifadeyle, büyüme zayıflıyor olsa bile Fed erken bir gevşeme alanı açmış değil.
Bu tabloyu daha da zorlaştıran unsur ise son günlerde fiyatlamanın veri odaklı olmaktan çıkıp doğrudan oynaklık odaklı hale gelmesi oldu. Özellikle enerji tarafındaki hareketler dikkat çekiciydi. Brent petrolün bir gün içinde çok sert bir bantta hareket edip yeniden 100 doların üzerine yerleşmesi, artık piyasanın yalnızca fiyat seviyesini değil, fiyat oynaklığını da risk olarak gördüğünü gösteriyor. Çünkü bu tür hareketler şirketler açısından maliyet planlamasını zorlaştırıyor ve marj görünürlüğünü bozuyor.
Benzer biçimde tahvil ve döviz tarafındaki görünüm de finansal koşulların rahatlamadığını teyit ediyor. ABD 10 yıllık tahvil faizinin %4,4 civarında seyretmesi ve dolar endeksinin güçlü kalması, piyasanın büyüme tarafındaki yavaşlamaya rağmen otomatik bir gevşeme rejimine geçemediğini gösteriyor. Bu nedenle bugün piyasada asıl belirleyici konu yalnızca büyüme ya da yalnızca enflasyon değil bu iki sürecin aynı anda finansal koşulları nasıl şekillendirdiği.
Bu durum piyasa içi davranışta da önemli bir sonuç üretiyor. Seçicilik artık yalnızca geçici bir tema değil, giderek daha yapısal bir filtre haline geliyor. Yüksek faiz, yüksek maliyet oynaklığı ve güçlü dolar kombinasyonu; fiyatlama gücü sınırlı, borçlanma ihtiyacı yüksek ve nakit akışı görünürlüğü zayıf segmentleri daha kırılgan hale getiriyor. Buna karşılık bilanço kalitesi daha yüksek ve maliyet baskısını daha iyi yönetebilen alanlar görece daha dirençli kalabiliyor.
Önümüzdeki hafta veri takvimi görece sakin. Üç yıldızlı veri tarafında yalnızca JOLTS açık iş sayısı öne çıkıyor. Ancak bu sakin takvim yanıltıcı olmamalı. Çünkü yoğun veri ve Fed haftasının ardından piyasa artık yeni veri aramaktan çok, geçen haftanın mesajlarını sindirme sürecine girmiş durumda. Bu nedenle önümüzdeki günlerde izlenecek en kritik başlıklar; maliyet baskısının kalıcı olup olmadığı, finansal koşulların yüksek seviyelerde kalıcılık üretip üretmeyeceği ve enerji tarafındaki oynaklığın sürüp sürmeyeceği olacak.
Özetle, geçen hafta piyasa için yalnızca yeni bir veri akışı değil, yeni bir denge tanımı üretti. Enflasyon tarafı hala tam olarak çözülmüş değil, Fed temkinli kalmaya devam ediyor ve finansal koşullar gevşemek yerine sıkı kalıyor. Buna enerji ve emtia tarafındaki yüksek oynaklık da eklendiğinde, geniş tabanlı bir rahatlama üretmek daha zor hale geliyor.
Şimdilik daha olası senaryo, piyasanın büyüme yavaşlaması ile maliyet baskısını aynı anda taşımaya devam ettiği; bu nedenle kalite, nakit akışı görünürlüğü ve fiyatlama gücü yüksek alanların görece daha dirençli kaldığı bir çerçeve.
Herkese iyi haftalar !
