Geçtiğimiz hafta açıklanan ABD verileri, 2026 boyunca oluşan temel fiyatlama rejimini değiştirmedi. Fakat bu rejimi daha kırılgan ve daha zor yönetilir hale getirdi. Bir yanda hizmet aktivitesi güçlü kalmaya devam etti. ISM Hizmet PMI’ın 56,1’e yükselmesi, ekonominin özellikle hizmet tarafında hala canlı olduğunu gösterdi. İmalat PMI da 52,4 ile genişleme bölgesinde kaldı. Ancak aynı veriler içinde fiyat baskısının yeniden güçlendiğini gördük. Özellikle imalat tarafındaki fiyat alt endekslerinin yukarı yönü, geçen hafta zaten tartıştığımız maliyet hattı problemini daha görünür hale getirdi.
Buna karşılık emek piyasası ve tüketim cephesi daha zayıf bir tablo verdi. Şubat tarım dışı istihdam verisinin -92 bin gelmesi, işsizlik oranının %4,4’e yükselmesi ve perakende satışların %-0,2 daralması, büyümenin daha kırılgan bir zemine geçtiğini düşündürüyor. Yani ekonomi şu anda tek yönlü bir hikaye üretmiyor. Aktivitenin bazı alanları dirençli kalırken, istihdam ve talep tarafında belirgin bir yavaşlama işareti alıyoruz. Bu da piyasayı rahatlatmak yerine daha karmaşık bir dengeye itiyor.
Tam bu noktada enerji fiyatlarındaki sıçrama tabloyu daha da zorlaştırdı. Brent petrolün 110 doların üstünü test etmesi ve şu sıralar 105–110 dolar bandında seyretmesi, enflasyon tartışmasını yeniden sertleştiren çok önemli bir gelişme. Çünkü zaten geçen haftadan devralınan sorun şuydu, büyüme soğuyor ama enflasyon kalitesi tam olarak düzelmiyor. Şimdi buna bir de enerji şoku eklenmiş durumda. Bu yüzden ABD 10 yıllık tahvil faizinin yeniden 4,2 civarına dönmesi ve DXY’nin 99,5 seviyelerine yükselmesi şaşırtıcı değil. Piyasa, zayıf istihdam verisine rağmen otomatik bir faiz indirimi hikayesine geçemiyor.
Bu haftanın veri takvimi bu nedenle son derece kritik. Çarşamba günü açıklanacak TÜFE verisi ilk büyük eşik olacak. Beklenti, aylık çekirdek enflasyonda %0,2, yıllık manşet enflasyonda %2,4, yıllık çekirdek enflasyonda %2,5 civarında. Cuma günü ise çekirdek PCE, kişisel gelir, kişisel harcama, dayanıklı mal siparişleri, JOLTS açık iş sayısı ve Michigan tüketici güveni birlikte gelecek. Bu veriler bize sadece enflasyonun ne yaptığına değil, aynı zamanda geçen haftaki zayıf istihdamın büyümenin geneline ne kadar yayıldığına dair daha net bir resim verecek.
Burada ana sorumuz şu, geçen hafta gördüğümüz zayıf istihdam ve zayıf tüketim verileri, gerçekten daha geniş bir büyüme yavaşlamasının başlangıcı mı? Yoksa ekonomi hala hizmet tarafındaki canlılık sayesinde ayakta mı kalıyor? Buna verilecek cevap, piyasanın önümüzdeki haftalarda yumuşak iniş anlatısını koruyup koruyamayacağını belirleyecek. Ancak artık yalnızca büyümeye bakmak yetmiyor. Petrolün yükseldiği, doların güçlendiği ve uzun vade faizlerin yukarı döndüğü bir ortamda, beklentiye paralel gelen enflasyon verileri bile piyasayı eskisi kadar rahatlatmayabilir.
Bu nedenle 2026’nın ana rejimi şimdilik daha da netleşiyor. Bu rejim, düşük faizli ve geniş tabanlı rahat bir risk-on rejimi değil. Daha çok yüksek ve gevşemekte zorlanan faizler, enerji kaynaklı ek maliyet baskısı, zayıflayan bazı büyüme göstergeleri ve buna karşılık seçici ralli ile tanımlanan kırılgan bir denge rejimi. Bu ortamda piyasa genelinden çok sektör, tema ve bilanço kalitesi daha önemli hale geliyor. Fiyatlama gücü olan, nakit akışı görünürlüğü yüksek ve maliyet baskısını daha iyi absorbe edebilen alanlar görece daha dirençli kalabilir. Buna karşılık enerji, faiz ve dolar baskısını aynı anda hisseden daha kırılgan segmentlerde oynaklık daha yüksek olabilir.
Özetle, geçen hafta açıklanan veriler bize tek bir yön değil, daha zor bir kombinasyon sundu. Zayıf istihdam, güçlü hizmet aktivitesi, sertleşen fiyat baskısı ve şimdi bunlara eklenen enerji şoku. Bu hafta açıklanacak TÜFE ve çekirdek PCE verileri, bu karmaşık yapının gerçekten yeni rejim olup olmadığını daha net gösterecek. Ancak şu aşamada piyasa açısından temel çerçeve değişmiş değil. Rahatlama hala mümkün, ama bunun için yalnızca büyümenin kırılmaması yetmiyor, aynı zamanda enflasyon kalitesinin de net biçimde düzelmesi gerekiyor.
Herkese iyi haftalar!
