Ocak ayı, piyasanın uzun süredir beklediği rahatlama temasının neden bir türlü satın alınamadığını açık biçimde gösteren bir ay oldu. ABD Merkez Bankası son toplantısında politika faizini sabit tuttu. Manşet olarak bakıldığında bu karar sürpriz değildi. Ancak piyasanın tepkisi de nötr olmadı. Uzun vadeli faizler geri çekilmedi, hisse senetlerinde geniş tabanlı bir ralli oluşmadı ve risk iştahı sınırlı kaldı.
Bu tablo, faiz seviyesinden çok finansal koşulların neden hala sıkı kaldığı sorusunu öne çıkarıyor.
Enflasyon cephesinde manşet veriler düşüşe işaret etmeye devam ediyor. Ancak bu düşüş ağırlıkla enerji ve mal fiyatlarından geliyor. Fed açısından daha kritik olan hizmet enflasyonu, ücret dinamikleri ve barınma kalemlerinde ise belirgin bir yumuşama henüz görülmüş değil. Perakende satışlar ve mal tüketimi soğurken, hizmet tarafının görece dirençli kalması enflasyonun iyi türden düşmediği algısını güçlendiriyor.
Bu nedenle politika faizi sabit kalsa bile, Fed piyasanın erken gevşeme beklentisini destekleyecek bir alan açmak istemiyor. Ekonomi yıllık bazda soğuyor ancak kırılmıyor. Çeyreklik büyüme manşetleri güçlü görünse de, orta vadeli büyüme patikası hızlanmıyor. Bu denge, Fed’e bekle ve gör politikasını sürdürme imkanı veriyor.
Tahvil piyasası bu durumu oldukça net fiyatlıyor. ABD 10 yıllık tahvil faizi, %4–4,2 bandında kalmaya devam ediyor. Bu seviye, yalnızca faiz beklentilerini değil aynı zamanda mali dinamikleri, jeopolitik belirsizlikleri ve piyasanın taşıdığı rejim primini de yansıtıyor. Uzun vade faizler bu banttan aşağı kalıcı biçimde gevşemedikçe hisse senetleri için de rahat bir zemin oluşması zor görünüyor.
Bu ortamda hisse piyasasında genel bir rahatlama yerine seçicilik ve dar ralli öne çıkıyor. Çarpanlar genişlemiyor. Performans, sektör ve şirket bazında ayrışıyor. Aynı zamanda değerli metallerin güçlü seyri, piyasanın faiz indirimi gelmeden de korunma ihtiyacını fiyatladığını gösteriyor. Altın ve gümüşteki hareket, yalnızca enflasyon değil aynı zamanda belirsizlik ve finansal koşullar rejimine dair bir sinyal taşıyor.
Özetle Ocak ayının ardından piyasanın ana sorusu artık “faiz indirimi ne zaman gelir?” değil. Asıl soru, indirimin finansal koşulları gerçekten gevşetip gevşetmeyeceği. Hizmet–ücret–barınma düğümü çözülmeden ve uzun vadeli faizler geri çekilmeden, geniş tabanlı bir rahatlama satın almak zor görünüyor.
Önümüzdeki haftalarda piyasanın odağında bu üç başlık olacak:
enflasyonun kalitesi, uzun vadeli faizlerin yönü ve jeopolitik/enerji kaynaklı sürpriz riskler. Bu üçlü aynı yöne dönmedikçe, 2026 fiyatlamasında temkinli ve seçici bir rejim korunmaya devam edecek gibi duruyor.
Herkese iyi haftalar !
